Doç. Dr. Bekir Berat Özipek, “Turgut Özal’ın hayatta olması durumunda ‘AK Parti ve Fethullah Gülen'i Bitirme Planı’ için Genelkurmay Başkanı'nı görevden alacağını” söyledi.
<_script />getCSS("3053751")<_script />
AA
Güncelleme: 13:29 TSİ 07 Kasım. 2009 Cumartesi<_script /> function UpdateTimeStamp(pdt) { var n = document.getElementById("udtD"); if(pdt != '' && n && window.DateTime) { var dt = new DateTime(); pdt = dt.T2D(pdt); n.innerHTML = dt.D2S(pdt,((''.toLowerCase()=='false')?false:true)); } }<_script />
İSTANBUL - Türkiye Milli Kültür Vakfının 40. kuruluş yıldönümü dolayısıyla Haliç Kongre ve Kültür Merkezi'nde ''40 Vakıf İnsana Vefa'' toplantısı düzenlendi.
İstanbul Ticaret Gaziosmanpaşa Üniversitesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Bekir Berat Özipek burada yaptığı konuşmada, vakfın bir dönem başkanlığını da yapan eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal'dan söz etti.
''Özal bugün yaşasaydı ne yapardı?'' diyen Özipek, şunları söyledi: ''Hiç kuşkusuz demokratik sürece destek verirdi. Ne süreci provoke etmek isteyen ulusalcılara teslim olurdu ne de DTP'lilerin hatalarına. İspanya'nın Bask sorununu minimize eden demokratikleşme sürecini yöneten siyasetçiler gibi davranırdı. AKP ve Fethullah Gülen'i bitirme planı karşısında Genelkurmay Başkanı'ndan gereğini yapmasını beklemez, onu derhal görevden alırdı. Belki de bir basın toplantısı düzenler 'Şunları şunları görevden alıyoruz, yerlerine şunları şunları atıyoruz' derdi. Belki Genelkurmay Başkanı görevden alındığını televizyondan öğrenirdi.''
Yeni Şafak gazetesi yazarı Hakan Albayrak, İsrail'in Ergenekon'un "ağa babası" olduğunu söyledi.
Yeni Şafak gazetesi yazarı Hakan Albayrak, İsrail'in Ergenekon'un "ağa babası" olduğunu söyledi.
Bazı kesimlerin İsrail ile ilgili "statükocu kesildiğini" ifade eden Albayrak, "Bu arkadaşlara göre; İsrail bütün dünyanın gözü önünde katliamlar yapabilir, Gazze'yi yerle bir edebilir, Mescid-i Aksa'ya saldırabilir, Filistinlilerden gasp ettiği topraklara Yahudi göçmenler yerleştirebilir, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Doğu Kudüs ve Batı Şeria ile ilgili kararlarını tepe tepe çiğneyebilir, hatta Filistinlilere “Amerikalıların 2. Dünya Savaşı'nda Japonlara yaptığını yapmayı” bile tartışabilir, ama bizim başbakanımız ve dışişleri bakanımız bunu eleştiremez, bizim film yapımcılarımız bunun filmini yapamaz, bizim yazarlarımız bunu yazamaz ve Rize Belediye Başkanı, Trabzonlu üniversite öğrencileri, Gümüşhane esnafı buna tepki gösteremez… Mevzubahis İsrail ise fikir, ifade, protesto özgürlüğü teferruattır!" dedi.
Albayrak, yazısında çok ilginç bir tespitte de bulundu. İsrail'i Ergenekon'un "ağa babası" olarak isimlendiren Albayrak, şunları yazdı:
"Neymiş? Fazlasıyla “sert”miş eleştiriler. “Ama İsrail'in yaptıkları da çok sert” dediğinizde cevap hazır: “Bu şimdi duygusal bir tepki oldu.” Yahu, “Ergenekon”a bam-güm girince sertlik / duygusallık sorun olmuyor da “Ergenekon”un ağa babasına bir çift laf edince mi bunlar sorun oluyor?"
Hakkari'de domuz gribi aşısı olduktan sonra yüksek ateş, baş ve karın ağrısı şikayetiyle devlet hastanesine kaldırılan Sağlık Müdürlüğü personeli, yapılan tetkiklerin ardından evine gönderildi.
Evinde dinlenen sağlık memuru A.K., aşı olduktan sonra rahatsızlandığını belirtirken, Sağlık Müdür Vekili Dr. İbrahim Ömür Güpçüoğlu rahatsızlanan memurun domuz gribi aşısı ile bir ilgisinin bulunmadığını söyledi.
Edinilen bilgiye göre; Sağlık Müdürlüğü'nün yeşil kart servisinde çalışan evli ve 4 çocuk babası A.K., kampanya kapsamında domuz gribi aşısı oldu. Aşıdan sora baş ağrısı ve yüksek ateş şikayeti olan A.K., yakınları tarafından Hakkari Devlet Hastanesi'ne götürüldü. Gerekli tetkikleri yapılan A.K. önemli bir rahatsızlığı bulunmadığı gerekçesiyle evine gönderildi.
A.K., kendisiyle ilgilenmediklerinden dolayı hastane yönetiminden şikayetçi olacağını ifade ederek, "Domuz gribi aşısı olduktan sonra fenalaştım. Aşı ile ilgili bana herhangi bir bilgi de verilmedi. Vücudumun her tarafı ağrıyor. Sanki ciğerim parçalanıyor. Benim rahtsızlığım böyle devam ederse hastane yönetiminden şikâyetçi olacağım. Rahatsızlığımla ilgili bir teşhis bile konulmadı. Bana en azından hastalığımın ne olduğunu söylesinler. Ben de rahat edeyim." diye konuştu. (CİHAN)
GDO karşıtlarının ‘Yönetmelik Frankeştayn gıdaya izin veriyor’ eleştirilerinin ardından dev lobiler çıktı. İki açıklama bu ürünleri yıllardır kullandığımızı, bakanlığın ise sınır getirdiğini gösterdi.
Tarım Bakanlığı’nın çıkardığı Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı (GDO) ürün yönetmeliğine yapılan ‘Frankeştayn gıdalara izin’ eleştirilerinin perde arkasında, uluslararası şirketlerin de bulunduğu dev lobi çıktı. Önceki gün Tarım Bakanı Mehdi Eker’in verdiği “Biz yönetmeliği GDO’lu ürün ithalatının önünü kesmek için yaptık” cevabının ardından dün çeşitli hem yurt içi hem de yurt dışı kaynaklardan gelen açıklamalar olayın içyüzünü gözler önüne serdi. Açıklamalar Eker’i haklı çıkardı. İlk açıklama mısır ve soya üretiminin yüzde 70’inden fazlası GDO’lu olduğu bilinen ABD’den geldi. ABD Senatosu Finans Komitesi Üyesi Senatör Chuck Grassley Türkiye’nin çıkardığı yönetmeliği topa tuttu. Grassley “Bu düzenleme Türk pazarını ABD mısırı ve soyasına kapatıyor. Türkiye bu düzenlemeyi yapmadan önce ne Amerika’ya danıştı ne de Dünya Ticaret Örgütü’ne haber verdi” dedi.
‘ÜRÜNLERİMİZDE GDO VAR’ İTİRAFI
Grassley, Başkan Obama’nın tarım konusundaki başmüzakereci adayı olarak gösterilen İslam Sıddıki’den konunun çözümü için baskı yapılmasını istedi. Sıddıki ise “Konuyla yakından ilgileneceğim” sözü verdi. Türkiye, ABD’nin ürettiği genetiği değiştirilmiş organizmalı mısır ve soya fasulyesinin en büyük alıcıları arasında bulunuyor. ABD’den Trükiye’ye her yıl milyonlarca ton GDO’lu ürün ithalatı yapılıyor. Öte yandan bir başka şok edici gelişme ise Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası’ndan (TÜGİS) geldi. TÜGİS Başkanı Necdet Buzbaş, sektörün zaten GDO’lu ürün kullandığını ve yönetmeliğin bu ürünlerin önünü keseceğini ifade eden açıklamalar yaptı. Buzbaş, yönetmeliğin halen sektörde bisküviden çikolataya, turşudan glikoza kadar birçok mamulde üretimi düşüreceğini ileri sürdü. Buzbaş, GDO’lu enzimlerin halen üretimde kullanıldığını kabul etti ve “Yeni yönetmelikteki karmaşa yüzünden sanayici iş göremez hale gelecek” dedi. • EKONOMİ SERVİSİ
Denetimsiz GDO hasarlara yol açıyor?
Genleri bir canlıdan alıp başka bir canlıya nakletme sonrası ortaya çıkan ürüne ‘Genetiği Değiştirilmiş Organizma’ (GDO) deniyor. GDO karşıtlarınca, ‘Frankeştayn gıda’ olarak tanımlanan GDO’lu ürünler, yapılan testlere göre antibiyotiklere karşı direnç, ağır alerji, organlarda küçülme, kan biyokimyasında bozulma, boy ve tartı eksikliği, kısırlık ve ölü doğum oranında ciddi artışlara yol açıyor.
Türkiye’de 900 GDO’lu ürün var
Türkiye’de insanlar farkında olmadan GDO’lu ürün tüketiyor. Uzmanlar, özellikle ithal edilen mısır ve soyanın kullanım alanları düşünüldüğünde şu anda raflarda yer alan en az 900’e yakın üründe GDO’ların kullanıldığını belirtiyor. Soya; sucuk, salam, sosis, köfte, pizza, hamburger, et suyu tabletlerinde, fındık, fıstık ezmesi, süt tozu, mısır ise mısırdan elde edilen nişasta bazlı şekerle üretilen ürünlerde, bebek mamalarında ve hazır çorbalarda kullanılıyor. ODTÜ’de yapılan bir çalışma ise 28 domatesten 22’sinin GDO’lu olduğunu gösteriyor. STAR